Oruç Allah ile kul arasında kalan gizli bir amel ve sırdır. Yüce Allah bir kudsî hadiste şöyle buyurmuştur:
“Âdemoğlunun bütün ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim. Çünkü o, şehvetini, yemesini, içmesini benim için terketti.”[1]
Cennet’te “reyyân” denilen bir kapı vardır. O kapıdan cennete oruçlulardan başkası giremez. Onlar, girdiklerinde bu kapı kapanır, daha kimse alınmaz. Oruç kulu dünyada boş işlerden, kavga ve benzeri şeylerden uzak tutar, âhirette ise cehennemden uzaklaştırır.
Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Oruç kişiyi cehennem ateşinden uzaklaştırır.”[2]
Ebû Ümâme (r.a), Hz. Peygamber’in (s.a.v) yanına gelip, “Ey Allah’ın Resûlü! Bana tavsiyede bulunun” dedi. Resûl-i Ekrem (s.a.v) ona şöyle buyurdu:
“Oruca devam et! Çünkü ona denk bir şey yoktur.” O günden sonra Ebû Ümâme (r.a) ve ailesi oruca devam ettiler. Gündüzleyin Ebû Ümâme’nin (r.a) evinden duman yükselirse, anlaşılırdı ki o gün misafiri vardı.
Yüce Allah’ın oruç tutanları şu âyetlerde övmüştür:
“Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”[3]
“(Onlara denir ki): Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yiyin, için.”[4]
Kim Allah için yemeyi, içmeyi ve şehvetini terkederse, Allah onları bunlardan daha hayırlı olan, tükenmeyen yiyecek, içecek ve ölmeyecek eşlerle mükâfatlandırır.
Oruç Allah ile kul arasında bir sırdır… Bu yüzden ihlâslı kişilerin tuttukları nâfile orucu hiç kimsenin bilmemesi için onu herhangi bir yolla gizlemeleri gerekmektedir.
Abdullah b. Mesud (r.a) şöyle demiştir:
“Sizden biri oruçlu olarak sabahladığında saçını tarasın ve yağlasın. Sizden biri sadaka vereceği zaman sağ eliyle verdiği sadakayı sol elinden gizlesin. Sizden biri nâfile namaz kılacağı zaman evinin en ücra köşesine gitsin.”
Seleften biri kırk yıl boyunca oruç tuttu. Onun oruç tuttuğundan kimsenin haberi olmadı. Evinden çıktığında eline iki ekmek alır, dükkânına doğru yola koyulurdu. Yolda o ekmekleri sadaka olarak verirdi. Ailesi, onun ekmekleri çarşıda yediğini düşünürdü; çarşıdakiler de evden karnı tok bir şekilde çıktığını zannederdi.
Sâlihlerden biri çok fazla oruç tutması nedeniyle meşhur olmuştu. O bundan rahatsız oluyordu. Bu şöhreti yok etmek için bir cuma günü en büyük bir camide ibriği eline aldı, ibriğin suyunun aktığı lülesini ağzına dayadı. Orada bulunan herkes ona bakıyordu. Derviş ibrikten su içiyormuş gibi yapıyor, fakat boğazına bir damla su inmiyordu. Böylece halka kendisinin sürekli oruç tutmadığı görüntüsünü vererek, övgülerinden kurtulmak istiyordu.